
Augustinus Bader, bilim ve güzelliği birleştirerek cilt bakımında devrim yaratıyor. Kök hücre teknolojisiyle cilt sağlığını yeniden tanımlıyor.
Augustinus Bader’in kurucusu olarak, markanızı kurarken sizi en çok ne motive etti? Hücresel yenilenme üzerindeki çalışmalarınızı güzellik dünyasına entegre etme fikri nasıl ortaya çıktı?
Tüketiciye yönelik bir cilt bakım ürünü geliştirmek, daha önce üzerine düşündüğüm bir şey değildi. Bilim insanı ve hekim olarak, geleneksel güzellik ürünleri konusunda bir geçmişim yok. Ancak yıllarca kök hücre teknolojisi alanında çalıştıktan sonra, vücudun travma ve iltihaplanma durumlarında kendini nasıl iyileştirdiğini daha iyi anlamaya başladım. Bu bilgiyle, hastaların ameliyat veya deri grefti gerektirmeden, iz bırakmadan iyileşmesini sağlayacak devrim niteliğinde bir yara merhemi geliştirdim. Bu girişimdeki ortağım Charles Rosier, yıllar süren araştırmalarımı tüketiciye yönelik cilt bakım ürünlerine uyarlama vizyonuna sahipti. Bu bakış açısı, beni patentli teknolojimiz TFC8® (Trigger Factor Complex TFC™)’yi geliştirmeye yönlendirdi. Ortağım Rosier, eğer teknolojik formülüm yanık cildi mükemmel bir şekilde iyileştirebiliyorsa, aynı bilgi birikiminin yenilikçi cilt bakım ürünleri yaratmak için de kullanılabileceğine inanıyordu.
Bilimsel yenilik, cilt bakım dünyasında giderek daha önemli hale geliyor. Sizi diğerlerinden ayıran yaklaşımınız nedir? TFC8® teknolojisinin doğuşunun arkasındaki hikayeyi bizimle paylaşabilir misiniz?
Bizi diğerlerinden ayıran en önemli şey, bilime ve yeniliğe olan sarsılmaz bağlılığımızdır. Vücudun kendini iyileştirme ve yenileme yeteneği üzerine 30 yılı aşkın araştırmamızla, gözle görülür ve uzun vadeli sonuçlar sunan formüller geliştirdik. Klinik deneyimlerimiz ve kullanıcı deneyimleri, haftalar içinde daha sağlıklı bir cilt ortaya koyduğunu gösteriyor. Üstelik, lansmanımızdan bu yana 185’ten fazla küresel endüstri ödülüne layık görüldük. Bir bilim insanı ve hekim olarak geçmişim, geleneksel güzellik ürünü geliştirme değil, rejeneratif tıp alanına dayanıyor. Kendini iyileştirme süreçleri üzerine yaptığım araştırmalar, cilt hücrelerinin yenilenmesi için en uygun ortamı oluşturma fikrine ilham verdi. Bu çalışmalar sonucunda, tüm formüllerimizin temelini oluşturan patentli TFC8® teknolojisini geliştirdim.
Markanız kısa sürede küresel bir fenomen haline geldi. Önemli bir dönüm noktasına ulaştığınızı ilk ne zaman hissettiniz? Bu süreçte ne gibi dersler çıkardınız?
Ürünleri ilk kullananların tepkileri ilham vericiydi, ciltleri daha sağlıklı ve güçlü hale geldikçe heyecanlanıyorlardı ve bu dönüşümün onları ne kadar mutlu ettiğini görebiliyordum. Bu benim için çok daha derin bir anlam taşıyordu. Cilt bakımının yalnızca dış görünüşle ilgili olmadığını, aynı zamanda cilt sağlığını ve genel iyiliği desteklemekle de ilgili olduğunu bir kez daha doğruladık. Tüketicilerimiz, vücudun doğru şekilde desteklendiğinde ve beslendiğinde, kendinin en iyi versiyonuna ulaşabileceğini görmüş oldu.
Daha az ama oldukça etkili ürünler kullanma trendi, çok adımlı rutinlere göre daha fazla ilgi görüyor. Sizin felsefeniz bu trendle nasıl örtüşüyor? Ürün yelpazenizi genişletirken minimalizmi nasıl koruyorsunuz?
Kullanıcılarımıza, kendileri için en uygun olanı seçebilecekleri esnek bir cilt bakımı sunuyoruz. Temizleyici sonrası The Cream veya The Rich Cream gibi basit bir rutin tercih edenlerden, çok adımlı ve kapsamlı bir bakım uygulamayı seçenlere kadar, tüm ürünlerimiz cilt sağlığını destekleyen tescilli TFC8® teknolojisi içeriyor. Minimalizmi koruyarak, piyasaya sunduğumuz her ürünün net ve belirli bir amaca hizmet etmesini sağlıyoruz. Amacımız, insanların uzun vadeli ve bütüncül bir sağlık anlayışıyla kendilerine özen göstermelerine yardımcı olmak. Bu nedenle, her ürünümüzün tüketicilerimiz için değerli bir yatırım olduğundan emin olmalıyız.